Enver Hoxha'nın Piramidi, Edi Rama'nın Hayali


Bir meydan düşünün: bir tarafta Osmanlı camisi, öbür tarafta İtalyan faşist dönemi binaları, arkada da Skanderbeg'in başı şeklinde bir gökdelen. Biraz ileride, bir diktatörün anıt mezarı olarak yapılmış piramit ise artık gençlerin kodlama kursuna gittiği bir merkez.
Burası Tiran. Ve bu karmaşa tesadüf değil. Arkasında 25 yıldır mimariyi siyasetin en güçlü aracı olarak kullanan bir isim var: Edi Rama.
Tiran'da neler var?
Şehrin en bilinen yapısı piramit. 1988'de Enver Hoxha'nın anısına müze olarak açıldı. Demokrasiden sonra yıllarca atıl kaldı. Hollandalı MVRDV bu yapıyı geçtiğimiz yıl bir kültür ve teknoloji merkezine dönüştürdü. Hoxha'nın anıt mezarı bugün gençlerin tırmandığı, kodlama kursuna gittiği bir yer.


Skanderbeg Meydanı'ndan trafik tamamen çıkarıldı. Meydanı Belçikalı 51N4E tasarladı. Şimdi etrafı kulelerle çevrili. Bunlardan Henning Larsen'in tasarladığı yaklaşık 135 metrelik Eyes of Tirana 2023'te tamamlandı. MVRDV'nin tasarladığı Skanderbeg Kulesi'nin üst katları ise ulusal kahraman Skanderbeg'in büstüne benzetilmiş. Kısacası, binanın kendisi bir heykel.


Bir de Rama'nın belediye başkanı olduğu yıllara dayanan renkli cepheler var. Gri komünist blokları canlı renklere boyatarak şehrin ruh halini değiştirmeye çalışmıştı.

Rama neden böyle bir şehir istiyor?
Bence dört cevap var.
Birincisi, geçmişle hesaplaşma. Hoxha döneminin gri, kapalı ve yoksul imajı Arnavutluk'un yakasından düşmüyordu. Rama, bu imajı sadece söyleyerek değil, görsel olarak değiştirmek istedi.
İkincisi, marka yaratmak. Rama'nın "Arnavutluk, Avrupa'nın geri kalanından daha fazla mimari üretiyor" gibi iddialı sözleri var. Dünyaca ünlü mimarlar Tiran'a geldiğinde şehir haber oluyor. Bu da turizm, yatırım ve diaspora için bir reklam. Önceki yazılarımda değindiğim konut fiyatlarındaki artışın arkasında bunun da payı var.
Üçüncüsü, AB hedefi. Arnavutluk 2030'da üyelik istiyor. Modern bir başkent, "biz de Avrupalıyız" mesajının en somut hali.
Dördüncüsü ise ulusal gurur. Skanderbeg'e benzeyen bir bina ya da Piramit'in yeniden kazanılması, tarihi unutmadan yeniden yorumlama çabası.
Peki eleştiriler yok mu?
Var, hem de ciddi. Eleştirmenlere göre Tiran'ın tarihî dokusu Rama'nın kişisel estetik anlayışı için feda ediliyor. 2020'de Ulusal Tiyatro'nun yıkılması en sert tartışmalardan biriydi. Meydan çevresindeki eski villalar yıkılıp yerine kuleler dikildi. Skanderbeg Kulesi projesinde arsanın yüzde 95'i yapıyla kaplanırken yalnızca yüzde 5'i kamusal alan olarak ayrıldı. Üstelik bazı projelerin Rama'ya yakın müteahhit ve mimar çevrelerinden çıktığı sıkça yazılıyor.
Bir de şu soru var: Bu kulelere kim oturacak? Konut fiyatlarının gelir seviyesinin çok üzerine çıktığı bir şehirde, yeni binalar yerel halktan çok yatırımcıya ve diasporaya hitap ediyor olabilir.
Sonuç
Tiran'ı sevmek de eleştirmek de mümkün. Ama bence şunu inkâr etmek zor: 30 yıl önce dünyaya kapalı bir ülkenin başkenti bugün Avrupa'nın en çok konuşulan mimari laboratuvarlarından biri.
Asıl soru kulelerin ne kadar çarpıcı olduğu değil. Şehir, o kulelerde yaşayacak insanlara, özellikle de yerel halka ne kadar ait olacak? Mimari bir şehri tanınır kılabilir. Şehri yaşanabilir kılan ise o binaların arasında bırakılan boşluklar, parklar ve herkesin girebildiği meydanlardır.



Yorumlar