top of page

2030 Yılında AB Üyeliği Gerçekçi Mi?

Yazarın fotoğrafı: Attila Gursel
Attila Gursel
1 gün önce
3 dakikada okunur

Tiran’da son dönemde sıkça konuşulan bir konu var: Arnavutluk 2030 yılında Avrupa Birliği’nin 28. üyesi olabilir mi?

Hükümetin hedefi oldukça net. Müzakere sürecindeki dosyaları 2027 yılının sonuna kadar tamamlamak ve 2030 yılında Avrupa Birliği’ne tam üye olmak.

Üstelik süreçte bazı önemli adımlar da atılmış durumda. Bilim ve Araştırma, Eğitim ve Kültür ile Dış İlişkiler fasıllarının kapatılması Arnavutluk açısından önemli bir aşama.

Peki 2030 gerçekten mümkün mü?

Bunun cevabını verebilmek için biraz da müzakere sürecinin nasıl işlediğine bakmak gerekiyor.

Fasılların kapanması üyelik anlamına gelmiyor

AB üyelik sürecinde en sık yapılan yanlış değerlendirmelerden biri, müzakere fasıllarının tamamlanmasıyla birlikte ülkenin otomatik olarak AB üyesi olacağının düşünülmesi.

Oysa işin asıl zor kısmı bundan sonra başlıyor.

Önce Avrupa Komisyonu tarafından Katılım Antlaşması hazırlanacak. Yüzlerce sayfalık bu metnin AB’nin resmi dillerine çevrilmesi gerekiyor.

Sonrasında Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi’nin onayı gelecek.

Ama asıl önemli nokta şu:

27 AB ülkesinin tamamının bu antlaşmayı kendi ulusal süreçlerinden geçirerek onaylaması gerekiyor.

Dolayısıyla yalnızca Brüksel’deki takvim değil, 27 ayrı ülkenin parlamento takvimleri, seçimleri ve iç siyasetleri de sürecin bir parçası.

Daha önceki genişleme örneklerine baktığımızda, son faslın kapanması ile tam üyelik arasında 18-24 ay gibi bir sürenin ortaya çıktığını görüyoruz.

Bu nedenle 2030 hedefinin gerçekleşebilmesi için müzakerelerin 2027 sonu veya en geç 2028 ortalarında tamamlanması gerekiyor.

Başka bir ifadeyle, Arnavutluk’un önünde teknik müzakereleri tamamlamak için çok fazla zaman kalmamış.

Asıl zor fasıllar daha kapanmadı

Şimdiye kadar kapanan üç fasıl önemli olmakla birlikte, müzakerenin en zor başlıklarının bunlar olduğunu söylemek kolay değil.

Yeni genişleme metodolojisinin merkezinde yer alan “Temel Değerler” kümesi burada özellikle önemli.

Yargı bağımsızlığı, temel haklar, kamu alımları ve yolsuzlukla mücadele gibi konular sadece kanun çıkarmakla çözülebilecek meseleler değil.

AB artık sadece “gerekli kanun çıkarıldı mı?” diye bakmıyor.

Kanunun nasıl uygulandığına, mahkemelerin nasıl çalıştığına, yolsuzlukla ve organize suçla mücadelede somut sonuç alınıp alınmadığına da bakıyor.

Yani Brüksel’in görmek istediği şey biraz da somut uygulama geçmişi.

Bu da iki yıl içerisinde yapılacak yasal düzenlemelerden çok daha fazlasını gerektiriyor.

Bir de para meselesi var

AB müktesebatına uyum sadece hukukçuların ve bürokratların işi değil.

Örneğin, Çevre ve İklim Değişikliği başlığı ile Tarım ve Gıda Güvenliği alanlarında ciddi yatırımlar yapılması gerekiyor.

Atık yönetimi, kıyıların korunması, üretim tesislerinin standartlara uygun hale getirilmesi, gıda güvenliği ve benzeri birçok konu hem kamu hem de özel sektör açısından ciddi maliyetler anlamına geliyor.

Dolayısıyla AB üyeliği bir anlamda büyük bir mevzuat değişikliği olduğu kadar büyük bir yatırım programı da.

Brüksel’in dışında 27 başkent daha var

Bir başka önemli konu da AB’nin karar alma sistemi.

Arnavutluk’un AB’ye katılımı yalnızca Arnavutluk’un ne kadar hızlı reform yaptığına bağlı değil.

AB genişlemesi aynı zamanda siyasi bir süreç.

Özellikle Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesinden sonra Batı Balkanlar’ın Avrupa açısından stratejik önemi daha da arttı.

Ancak bu durum AB’nin karar alma mekanizmasını değiştirmedi.

Oybirliği hâlâ önemli.

Dolayısıyla 27 ülkeden herhangi birinin kendi iç siyasi nedenleriyle sürece itiraz etmesi veya ikili bir meseleyi gündeme taşıması halinde müzakerelerin yavaşlaması mümkün.

Geçmişte bunun örneklerini gördük.

Peki 2030 hedefi gerçekçi mi?

Benim açımdan bakıldığında, 2030 yılında tam üyelik oldukça iddialı bir hedef.

Müzakerelerin 2028-2029 yıllarına sarkması ve tam üyeliğin 2032-2033 civarında gerçekleşmesi daha gerçekçi bir takvim gibi görünüyor.

Ancak burada ilginç olan şu:

2030 hedefinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği kadar, bu hedefin Arnavutluk’a ne yaptırdığı da önemli.

Sıkı bir takvim bürokrasinin rehavete kapılmasını önleyebilir.

Reformların hızlanmasını sağlayabilir.

Ülkenin yatırımcılara verdiği mesajı güçlendirebilir.

Çünkü yatırımcı açısından önemli olan yalnızca “Arnavutluk hangi yıl AB üyesi olacak?” sorusu değil.

“Arnavutluk hangi yöne gidiyor?” sorusu da en az bunun kadar önemli.

Eğer ülke hukukunu, kurumlarını, altyapısını ve ekonomik yapısını AB standartlarına doğru kararlı bir şekilde taşıyorsa, üyelik birkaç yıl gecikse bile bunun ekonomik etkileri bugünden ortaya çıkabilir.

Turizmden tarıma, enerjiden teknolojiye kadar birçok sektörde yatırım kararlarını etkileyen temel unsurlardan biri de bu öngörülebilirlik.

Sonuç

2030 yılında AB üyeliği için Arnavutluk’un önünde oldukça yoğun bir dönem var.

Kalan fasılların tamamlanması, reformların uygulanması, büyük yatırımların yapılması ve sonrasında 27 üyenin onay sürecinin tamamlanması gerekiyor.

Bu nedenle 2030 hedefini gerçekleşmesi kolay bir takvim olarak görmek zor.

Ama hedefin başka bir faydası var.

Bazen bir hedefin değeri, tam olarak gerçekleşip gerçekleşmemesinden çok, insanları ne kadar hızlı harekete geçirdiğiyle ölçülür.

Arnavutluk 2030 hedefini tutturamayabilir.

Fakat bu hedef sayesinde reformlarını hızlandırır, kurumlarını AB standartlarına yaklaştırır ve yatırım ortamını iyileştirirse, üyelik tarihi birkaç yıl ötelenmiş olsa bile ülke önemli bir mesafe kat etmiş olur.

Sonuçta AB üyeliği sadece Brüksel’de imzalanacak bir antlaşma değil.

Asıl mesele, Arnavutluk’un o antlaşma imzalanmadan önce ne kadar değişeceği.

Yorumlar


 by Attila Gürsel.

© Copyright 2020
bottom of page